İki serginin kesişimine dair:
“…İki ayrı ortama iki ayrı seri gösteriyoruz ama her bir ortamda ayrı bir seri göstermiyoruz. Her ikisinde de iki seri gösteriyoruz. Bunlar siyah beyaz konvansiyonel fotoğrafa daha yakın işler fakat içlerine yerleştirilmiş filigram gibi çizgiler, geometrik unsunlar onların fotografik derinlik hissini bozuyor. Çünkü ön tarafa bir katman eklenmiş oluyor. Çizgilerin olduğu katman dolayısıyla siz: “Aman şunlar olmasa ne güzel bir manzara göreceğim” hissiyle bakıyorsanız, tatmin olmuyorsunuz. Çünkü o çizgiler orada var ve manzarayı bozuyor.
Loş Bahçe adından da anlaşılabileceği gibi romantik döneme referanslar veren bir seri. Hüzünler, terk edilmişlikler, eskide kalmışlar, unutulmuş olanlar üzerine. Tabii böyle binlerce iş olduğunu düşünün. Böyle bir tema üzerine koskoca romantizim diye bir akım var. Ama onun üzerine buzlu camın çizgilerini koyduğum zaman sanıyorum bütün o romantik bakış için seyircinin elindeki rahatlatıcı unsurları alıyorum. Bir de dikkat ederseniz işlerin kenarında siyah, kendine has işe dahil olan bir çerçeve vardır. Dolayısıyla karşısında gözlerinizin nemleneceği bir görüntüyü rahatlıkla size sunmuyorum. Sağından solundan bu bir görüntü bu bir müdahale…
İkinci seri “Fidanlık Cadıları” da ağaçları konu ediniyor. İstanbul Sarıyer’deki Atatürk Fidanlığı’nda gezerken kış günü budanmış ağaçlarda bir form çağrışımı bir biçim çağrışımı buldum. Onları acıyla bükülmüş insan bedenlerine benzettim. Sonra da aklıma Machbet’in açılış sahnesi, cadılarla karşılaşması ve onun geleceğinin söylenmesi geldi… Loş Bahçe uzun zamana yayılmış devam eden bir süreçtir. Fidanlık Cadıları ise anlık çekip koymayla ilgili. Loş Bahçe kullandığım buzlu cam çizgileri gibi, bu seride de her birinin içine bir asal geometrik form yerleştiriyorum yani böyle duyguya karanlığa ait bir alanda çok matematiksel bir yapı olduğunu da vurgulamaya çalışıyorum. Duygu her seferinde kırılıyor. Romantik olmaya, aşka gelmeye vakit yok benim sergilerimde.
Ahmet Elhan, İstanbul
2024