Burcu Aksoy

00:03

00:03 Objektifin göremediği ve fotoğrafı oluşturanın kendisinden başkasının önceden tahayyül edemeyeceği görüntüyü sunmak, birbirinden farklı, çeşitli ama eşsiz zihin durumlarının algılarının oluşturduğu görüntüleri üretmek, anlatmak isteği sanat üretimimim esasını oluşturur.

Nesne ya da mekanların bilinçte var olan kimliklerini kaybedip birbirine karışarak yeni yapı ve şekillere dönüşmesi gerektiğini düşünürüm. Bu sayede, neredeyse sayısız, nesne ve mekân görme- algılama biçiminden, dolayısıyla sayısız ‘gerçeklikten’ bahsedebiliriz. 

Akademik resim, beden görüntüsünü ‘gerçeklik’ vaadi açısından ele alır, erken dönem akademik fotograf da buna uyar. Sonrasında, sanatçıların görsel deney fikrinin, yıllardır fotoğrafa müdahale tekniklerini bulmayı ve geliştirmeyi tetiklediğini biliyoruz. Ki bu ,algı biçimlerine ve ‘gerçeklik’ olasılıklarına yenilerini eklemek anlamına gelir. Manipülasyonun vaadi ‘tek bir gerçeklik’ değildir.

Edward Weston, beden bireyden ziyade biçim, doku ve ışıktan ibarettir, der. Biçime ve ışığa dair kaygıların nesneyi, dolayısıyla bedeni, başlangıçta olduğundan başka bir gerçekliğe taşımasının mümkün olduğunu anlarız. İkincil anlamlar denebilecek bu gerçeklikleri var eden şey, ışık ve biçimin yanı sıra, olası zihin durumlarının farklı algılama potansiyelidir. Bu fotografik görüntülerdeki bedenlerin ve içinde bulundukları mekanların insan gözünün görebileceği en uzun dalga boyuna sahip, elektromanyetik spectrumun tam sınırındaki ışık olan kırmızı oluşu, bir adım ötesinin artık insan tarafından görülemeyecek ve algılanamayacak oluşu, çıplak bedeni tartışmalı alanından çıkarmak ve kendisine anlam vermeye zorlayan kültürel kodları kopyalayarak yansıtmasını engellemek üzeredir.

Freud’un gözün hazzı olarak tanımladığı şey olarak, cinsel bağlamda göz, fotografa bakma ve ondan zevk alma biçimi açısından önemlidir. Her hangi bir beden görüntüsüne ne zaman bakılsa, bu görüntüye karşılık vermeyi sağlayan tanımların alanına girilir. Oysa burada, erkek fantezileri ve beklentileriyle ilşkili kalıplardan uzak, belli vücüt bölümlerinin bulunmayışıyla görüntülenenin aslında orada olmadığı, şimdiye dek beden görüntüsünün genellikle siyah-beyaz ile ilişkilendirildiği incelikli ton anlayışından yoksun ve yerine monokrom kırmızının geçtiği görüntülerden bahsederiz.

Sanılanın aksine, dalga boyu uzun kırmızı ışığın enerjisi düşüktür, ve ‘sıcak’değildir. İnsan zihninin bu ışık-rengi’sıcak’olarak nitelendirmesi algı sorunu olduğu kadar, kültürel kod meselesidir. Bulunduğu mekanı ve gördüğü her nesneyi kendine mahsus bileşenlerin oluşturduğu biriciklikte algılayıp yorumlayan zihin, ışık söz konusu olduğunda ve zaten bunun sayesinde, aynı biçimde davranıyor. Hayal gücünün, zihnin kandırmacası da sayılabilecek görülebilir tüm renklerin algılanmasını sağlayan 3 adet fotoreseptörüyle insan, olanca zihin bileşen çeşitliliğine rağmen, zaten evren içinde sınırlıdır. Bu kez kırmızının sınırında konumlanmış söz konusu fotografik imgelerin özelinde, sınırda olma halinin getirdiği tekinsizliği bastırılmış olanın geri dönüşü ile ifade eder psikanaliz. O şeyin tekrar ortaya çıkışı sırasında geçirdiği değişim, belirsizlik yaratan haline gelir. Yani, ikincil anlamına ulaşır.

Kendi geometrisi içinde bedeni nötrleştirmek ve kendisinin içinde bulunduğu mekanı‘boşluk’tan inşaa etmek, mesafelerin belirlenmesi için gerekli mekansal koordinatların yokluğunu hissettirir. Mekanın  algılanabilir hale gelmesi mekandaki boşluğun doğru biçimlendirilmesiyle mümkün. Bir nesne, kendi ortamından dolayı tanımsızlaşabilir. Çevresiyle tanınabilir bir ilişki içinde olmadığı zaman meydana gelir bu. Seduction Theory serisini oluşturan görüntülerdeki bedenin kadrajın dışına çıkmaya hazır duruşu, beden imgesinin içinde bulunduğu bir mekanının olmayışı, ama bunun yerine, hem bedenin kendisinin hem fotografik görüntünün sınırlandırılmış boyutu sayesinde kendi başına bir mekan oluşu söz konusu. Bedenin arkasını dönerek geride bıraktığı geniş boşluğun, Parapraxis serisini oluşturan kurgu mekanın tanıdık karmaşası ile yarattığı kontrastın varlığı bu fotografik serilerin plastik dilini ve manipülasyonun karakterini belirler.

Fotografik işlerin her birini farklı bir saat dilimi ile, bulundukları tüm fotografik serileri ise birer psikiyatri terimi ile adlandırmam, insan eylemi, zihni ve yaratıcılığından bahsedildiğinde psikanaliz ve psikiyatriden de bahsediyor olmanın sonucudur.

Burcu Aksoy, 2021